İnci GEÇKİL: Sen Sor Ben Anlatayım Bu Hafta Ki Konuğu Yazar Sadettin Turhan

İnci GEÇKİL: Sen Sor Ben Anlatayım Bu Hafta Ki Konuğu Yazar Sadettin Turhan...


İnci Geçkil: Bize biraz kendinizden söz eder misiniz?


Sadettin Turhan: Ben Sadettin Turhan, 1974 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Baba memleketim Tokat/ Niksar. Evli ve 2 çocuk babasıyım. İstanbul Başakşehir’de ikamet etmekteyim. Bunların dışında 6 tane daha çocuğum diye takdim ettiğim kitabım var.


İnci Geçkil: Peki, bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebildiniz? Ya da kendinizi yazar olarak tanımlıyor musunuz?


Sadettin Turhan: Yazar dediğimiz kişiyi ben, söylemlerini eyleme dönüştürmüş ve bunları kâğıtlar vasıtası ile diğer toplum bireylerine ulaştıran bir fert olarak değerlendiriyorum. Bu mana itibariyle gençlik yıllarımdan beri not almayı, yazmayı ve dolayısıyla okumayı çok seviyordum. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü görev alarak kendimi geliştirmek ve vatanım için bir şeyler yapmaya gayret ediyordum. 2003 yılında ofiste oturmuş, bir dergide genel yayın yönetmeni olan arkadaşım ile toplumsal meselelerden sohbet ederken “Bu konuştuğumuz şeyler önemli, neden bunları yazmıyorsun?” cümlesini dile getirmesi ile belki de az önce bahsetmiş olduğum sözleri, kâğıtlara dökme serüveni başlamış oldu. Tabi bu, ben yazarım demek için bir başlangıç, bir son değil. Neticede yazar olmak belli bir birikimi ve bu biriktirdiğiniz şeyleri en güzel şekilde karşı tarafa aktarmayı gerektiriyor. Biz de yazmaya devam ediyoruz diyelim. Önemli bulduğum, atlanmaması ve dikkat edilmesi gereken konuları mümkün olduğunca sade ve anlaşılır bir dil ile anlatmaya çalışıyorum.


İnci Geçkil: Kitaplarınızı ne kadar sürede yazıyorsunuz?

Sadettin Turhan: Bunun için net bir süre vermek doğru olmaz. Fikir, bunun bilgisayara aktarılması, tekrar gözden geçirilmesi, teknik işlemlerinin yapılıp son hale gelmesi oldukça uzun ve dikkat gerektirici bir süre alıyor. Bu genel bir ifade, benim kitaplarım için ise süreç şu şekilde işledi. 2003 yılında ilk makalem “Selam ve sevgi ekelim” ile birlikte düzenli olarak her ay “Başakşehir Dergisi’nde” yazılarım yayınlandı. Açıkçası bu dönemde benim kitap gibi niyetim ve böyle bir çalışmam yoktu. 2010 yılında bir komşumun “Bu makaleler çok güzel dikkatle takip ediyoruz, ama bir müddet sonra kaybolur. Bunları bir kitap şeklinde toplasan nasıl olur?” sorusu ile belki de bu süreç başlamış oldu. Böylece ilk kitabım “Seccadem Islanmıyor” 7 senelik bir birikimin sonucu ortaya çıktı diyebiliriz. Tabi ilk heyecan ile çalışmalara başladık. Tanıdığım bu konuda ismini duyurup kendini kanıtlamış yazar ağabeylerime çalışmalarımı gösterdim, fikirlerini aldım. Yanlış yapmak ve çıkardığım ilk kitapta mahcup olmak istemiyordum. Burada ismini zikretmeden geçmeyeyim Ömer Döngeloğlu hocamın bir sözü beni tetikledi; kendisine çalışmamı gösterdim, inceledi ve “Sadettin kardeşim Kur’an’dan başka her kitapta hata olabilir, sen çıkart zaten yanlış varsa okuyucu seni uyarır” cümlesi ile ilk kitabımı çıkartma kararını almış oldum. Bu bir şiir kitabıydı. Bundan sonraki yıllarda Radyo, Tv ve okul programları dışındaki boş bulduğumuz tüm zamanlarda, birkaç kitap çalışması bir arada devam etti. Tabi bunları bilgisayara yazıp tekrar tekrar dönüp okumak ve ilaveler yapmak oldukça vakit alıcı çalışmalar. 2013 yılında “Hayata Aşk Penceresinden B/Akmak” kitabı şekil bulmaya başladı ve neşredildi. Bu kitap ile birlikte yazarlık dediğimiz alan biraz daha genişlemiş oldu. Önemli bulduğumuz birçok meseleyi kısa kısa hatırlatmaya çalıştığımız bir kişisel değerlendirme kitabı diyebiliriz. 2014 yılında Rahmet damlaları serisinin ilk kitabı olan; “Efendimiz (s.a.v.) bu gün gönlümüze misafir olsa ona kendimizi nasıl arz ederiz” başlığı ile kendi nefsim için yazmış olduğum küçük küçük dilekçelerin olduğu “Efendime” kitabı okuyucu ile buluştu. Oldukça da rağbet gördü. Buna da bir muhabbet kitabı diyebiliriz. 2016 yılında Rahmet damlaları serisinin ikinci kitabı olan “Medet Ya Hu” kitabımız okuyucu ile buluştu. Bu da Rabb’e olan yakarış ve dualarımızı, nasıl bir üst makama dilekçe yazdığımızda önce kendimizi ifade eder, durumumuzu bildirir ve sonra isteriz. Bu düşünceler ile ele alınmış küçük dilekçeler şeklinde duaların olduğu bir çalışma. Buna da bir dua kitabı diyebilmek mümkün. 2017 yılında biraz daha çocuklara yönelik bir çalışma hazırlamaya karar verdik. “Dedemle Bir Gün” başlığı altında küçük hikâyeler oluşturarak, bir dede ile torununun bir birlerine hayata dair bir takım dersler verdikleri küçük hikâyeler hazırladık. İlkokul birinci sınıfa yönelik olan bu çalışmalar renkli ve resimli olduğu için anneler ve çocuklar tarafından oldukça beğenildi. Çocuklarımız okuma yazma öğrenirken aynı zamanda milli ve manevi değerlerimizi de öğrensinler istedik. 2018 yılında bu sefer biraz daha büyük, ilköğretim sınıfları için bu hikâyeleri çoğaltarak aynı zamanda ciltli hale getirerek “Küçük Bir Karış” ismi ile çocuklarımızın istifadesine sunduk. Bu serilerin çalışmalarına devam ediyoruz inşallah önümüzdeki sene okullar açıldığında dört cilt olarak çıkartmış olacağız. Kısaca benim kitaplarım ile ilgili serüvenim bu şekilde.


İnci Geçkil: Yazmaya nasıl başlarsınız?

Sadettin Turhan: Evet, güzel bir soru! “Bir işe başlamak yarısını bitirmektir.” Evvela yazmaya karar verdiğim şey için öncesinde aklıma gelen her yerde telefonuma yâda küçük kâğıtlara notlar alırım. Birbirinden bağımsız, belki de anlamsız ama meseleyi bana hatırlatacak küçük notlar. Bunları masamın üzerine koyar ve kendimi hazır hissettiğim bir zamanda, bunun vakti çok önemli değil, bazen gece yarısından sonra bazen gün ortasında; bilgisayarın karşısına geçerek ellerimi klavyenin üzerine koyar ve besmelemi çekerim. Aldığım notları kısa kısa ekrana aktarmaya başlarım. Sonra onlar arasında bağlantı kurarak cümleler kurmaya çalışırım. Önceye pek dönmem sürekli aklımdakileri ekrana aktarmaya gayret ederim. Yorulduğum anda durarak geriye döner ve yazdıklarımı okumaya başlarım. Düzeltmeleri yaparak tekrar tekrar okurum, yazdığım metnin doğru olduğuna kendimi ikna ettiğim anda paragrafa noktayı koyar ve yazmaya devam ederim.

Aslında ilk kitabım “Seccadem ıslanmıyor” da bunu kendime şu şekilde izah etmiştim.


İçindekini, elindekini, dilindekini,

Ben olmadan, kâtip ve hatip olarak,

Duyurmak mı istiyorsun?

Seni kavuran koru dışarı vurmak mı istiyorsun?


Faydalanmak ve faydalandırmak mı istiyorsun?

Çorbada tuzum olsun mu diyorsun?

Durma, al kalemi eline, çek Besmele’ni ve bekle,

Parmakların ne yazıyorsa, dök kâğıtlara.


Duyur tüm insanlara,

Sen nasılsa bir hiçsin ya, sadece bir kâtipsin ya,

Seni yaratanı ve akıl vereni biliyorsun ya,

İsmin Ahmet olmuş Mehmet olmuş, ne fark eder?


O zaman herkes, asıl kalem ve hüküm sahibini bilsin,

Yazanı değil yazdıranı, söyleyeni değil söyleteni,

Yapanı değil yaptıranı,

Akıl sahibi herkes bilsin.


Söyle, anlat, yaz, çiz, nakşet ve sonra,

Başını ellerinin arasına al ve düşün,

Ateşi mi güzel, altlarından ırmaklar akan,

Cennet bahçeleri mi? Karar senin.

İnci Geçkil: Yazmak yetenek işi midir? Öğrenilebilir mi?

Sadettin Turhan: Yazmak bir sevda işidir ve geliştirilebilir. Tabi ki her işte olduğu gibi bu konuda da bir kabiliyet gereklidir. Herkes her işi yapamaz, birisine göre çok basit gözüken bir hadise başkası için içinden çıkılmaz bir problemdir. Zaten böyle olmasaydı hayatın bir düzeni kalmazdı. Ama bu asla yapılamaz manasına gelmez. Neticede insan bilmediği birçok alanda azmedip çalıştığı zaman, öğrenip o konunun ustası dahi olabilir. Burada sadece başarıya ulaşma ve istediklerinizi ifade edebilme noktasında belki az veya çok ifadelerini kullanabiliriz. Kendini geliştirir ve yazmak istediği konu ile ilgili bilgi sahibi olmayı kendine yol edinirse muhakkak ortaya bir eser çıkacaktır. Bunun başarılı ve başarısız olduğuna okuyucu karar verecektir.


 

İnci Geçkil: Türkiye’de kitap yayımlamak zor mudur? Bir kitabı yayımlatmak için hangi süreçlerden geçmek gerekir?

Sadettin Turhan: Evet, kitap yayımlamak yeni başlayan birisi için gerçekten zordur. Yayınevleri bu konuda oldukça seçici davranmaktalar. Maalesef bu gerçek göz ardı edilemez, ülkemiz okuma oranı olarak alt sıralarda yer almaktadır. Bu sebeple bazı yayınevleri basacakları eserleri oldukça dikkatli bir şekilde incelemekte ve yazarın daha önceki çalışmalarını referans alarak karar vermekteler. Yeni yazmaya başlamış bir kişi için bu olumsuz bir engel olarak karşısına çıkmakta. Bir takım yayınevleri de yayınlanacak kitabın fayda ve kalitesinden daha ziyade yazarın popüler veya tanınmış olmasını ön plana çıkarmakta. Eğer böyle bir popülariteniz yok ise bu yayınevlerinden kitap çıkarma olasılığınızda azalıyor.Ama buna rağmen elinizdeki dosyanın gerçekten güzel ve faydalı olacağına inanıyorsanız, asla vazgeçmeden yayınevleri ile görüşmeye devam edeceksiniz. Mutlaka bununla ilgilenecek birilerine ulaşabilirsiniz.Ben kendi hikâyemden biraz bahsedeyim; ilk kitabımı çıkarmak için birçok yayınevi ile görüştüm. Aldığım cevapların aşağı yukarı hepsi birbirine benziyordu “ Şiir kitabı satmaz! – Zaten ilk kitabınız uzun zaman raflarda beklemek zorunda kalır! – Bizim bunun için ayıracak bütçemiz yok! – Popüler yazarların kitaplarını basmayı tercih ediyoruz v.s.” En son görüştüğüm yayınevine “Benim kitabımı çıkartın bir müddet sonra hala satılmamış olursa ben satın alır ve arkadaşlarıma dağıtırım.” şeklinde bir teklifte bulundum. Kabul edilince de bende kitabımı neşretme fırsatı buldum. Ama şükürler olsun buna gerek kalmadı ilk baskısı okuyucularımız tarafından rağbet gördü ve biz ikinci baskıyı yapmaya karar verdik. Zaten bu noktadan sonra yayıncıda daha rahat bir yaklaşım sağlıyor.

İnci Geçkil:Nasıl yani?

İnci Geçkil: Yayın evi önemli o halde. Buna nasıl karar vereceğiz peki? Yani hangi yayın evine gitmemiz gerektiğine.

İnci Geçkil: Yayın evleri nelere dikkat ederler?

Sadettin Turhan: Bu 3 soruya bir arada cevap verelim. Yayın evi önemli.

Yayın evinin kendi politikasının dışında sizin yazmış olduğunuz eserin, bu yayın evinin diğer çıkan kitaplarıyla paralel olması çok önemli bir durum arz eder. Yayın evleri nelere dikkat ederler dersek; yayın evleri öncelikli olarak kendi mutlaka bir yayın politikası belirlemiştir. Bu politika çerçevesinde hangi eserleri yayınlayacağını kendi içerisinde bir heyete sunar. Bu küçük olanda da böyledir. Çok daha büyük kapsamlı çalışanlarda da böyledir. Yayın evi öncelikli olarak yazılan eserin kendi çıkardığı eserle uyuşmasına dikkat eder. Ondan sonra baktığı en önemli şey de, çıkarmış olduğu bu eserin okuyucu tarafından rağbet görüp göremeyeceğidir. Eğer bu konuda bir tereddüt yaşarsa o dosyayı direk reddeder. Ama hem faydalı olacağını düşünür hem de okuyucuya ulaştığında satışı itibariyle bir sorun yaşamayacağına kanaat getirirse o zaman bu dosyayı basmak için bir yol ve güzergâh belirler.

İnci Geçkil: Türkiye'de yazarlık para kazandırır mı?

Sadettin Turhan: Açıkçası bu işi para için yapıyor olmak, işin fıtratına aykırı bir davranıştır. Ama bunu meslek olarak edinmiş kişilerin muhakkak buradan bir kazanç sağlamaları, evin iaşesini ve maişetini buradan çıkarmaları kadar tabii bir şey olamaz. Netice itibariyle çok kazançlı bir iş midir dediğinizde, sadece kitap yazarlığı noktasında çokta kazançlı değil ama bunu biraz daha ileriye götürüp Tv ve radyo programlarında sunumunu yapar veya konferanslar vasıtası ile okuyucuya ulaştırma yöntemini seçerseniz, o zaman buradan tabi ki bir kazanç sağlamanız mümkündür. Para kazanmak için mutlaka medyatik olma kavramını ortaya koymak gerekir. Bunun dışında mutlaka bir kazancı vardır ama göz önünde ve yeni projeler üretmek bu işin en önemli noktası.

İnci Geçkil: Yeraltı edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kendi romanınızı yeraltı olarak tanımlar mısınız? Türkiye'de yeraltı edebiyatı sadece fanzinlerden mi ibaret?

Sadettin Turhan:Benim tüm kitaplarım insanın var oluş sebebini, bu sebebe bağlı olarak yaşayacakları sorunları ve ortak karakterlerini içermekte olduğundan dolayı yeraltı edebiyatı benim tarzıma göre çokta uygun bir tarz değildir. Ben yazma eyleminin insanları çok daha ileriye götürebilecek, manevi dünyalarına katkı sağlayabilecek, dünya gerçekleriyle yol almasını kolaylaştıracak bir tarzda olmasını değerlendiriyorum. O yüzden yeraltı edebiyatı ille de yazılması gerekiyorsa belli ölçütlerle ve dengeli bir şekilde farklı bir pencereden bakarak ama doğru yola götürecek çalışmalarla olur ise belki değerlendirilebilir.

İnci Geçkil: Yazarlık konusunda ilham veren kişi ya da yaşanmışlık var mıdır?

Sadettin Turhan:Kesinlikle evet. Bir insanın bir şeyleri eyleme dönüştürmesi yani yazarlık yapması için muhakkak önünde olumlu veya olumsuz kişilerin bir takım hareketleri olması gerekir. Ama bundan daha da önemlisi olan yaşanmışlıklar. Bir roman, deneme, şiir ya da herhangi bir kültür kitabında önemli olan insanın kendi hayatına ait bir takım hatıra ve bilgileri başkalarına aktarma gayretidir. O yüzden durup dururken bir insan oturayım ben bir şeyler yazayım demez. Ya bir sevinç neticesidir. Ya bir hüzündür, ya bir düşüncedir, ya yaşanmış büyük bir badiredir, hastalıktır ya da dünyasını etkileyecek büyük bir değişimdir. O yüzden yaşanmışlıkların hem yazım karakterine hem de yazma ihtiyacına önemli bir etkisi vardır.

İnci Geçkil: Düşüncelerinizi onca kişiyle paylaşmak nasıl bir duygu?

Sadettin Turhan:Gerçekten bu vebal yüklüdür. Eliniz klavyeye gittiği andan itibaren sizi muazzam bir düşünce içerisine aktarır. Siz boş bir kâğıda veya ekrana bir şeyleri yazıyorsunuz. Bu yazdığınız şeyler belki bir gencin, belki bir çocuğun, belki de bir yetişkinin okuduğu anda fikir dünyasına aktarılan kelimeler olmaya başlıyor. O yüzden muhakkak ki bu paylaşım çok önemli, aynı zamanda da sorumluluk gerektiriyor. Özellikle kitabınız çıktığı anda ve okuyucuya ulaştığında siz o duyguyu çok daha net yaşarsınız. Bir de bunun üzerine okuyucu size kitabınızla ilgili olumlu olumsuz eleştiri veya takdir noktasında bir değerlendirme yaptığı zaman, siz yapmış olduğunuz yazma eyleminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlarsınız. Hem heyecanlı hem de o denli stresli bir iş.

İnci Geçkil: En büyük destekçiniz kim oldu?

Sadettin Turhan: Açıkçası bu benim için şu kişidir diyebileceğim bir kişi yok. Ama yön veren, fikrini beyan eden, destek veren birçok kişi oldu. Bunlar başta ailem olmak üzere yazdığım her eserin içerisindeki detaylardan ya da mevzulardan dolayı eleştirileri yöneltenler oldu. Ben kitabımı alıp harika olmuş diyenleri değil kitabım hakkında olumlu veya olumsuz yorum yapanları en büyük destekçi olarak görüyorum. Yani en büyük desteklerim okuyucularım veya dinleyicilerim diyebilirim.

İnci Geçkil: Kitabınız hakkında her türlü yoruma açık mısınız?


 

Sadettin Turhan: Evet, özellikle kitabım hakkında eksik olan yönleri, dilbilgisi bakımından atladığımız yerleri veya bilgi içeren bölümlerdeki eksiklikleri çok daha yoruma muhtaç buluyorum. Her türlü yoruma açığım. Açıkçası eleştiri yönünde yapılan yorumları çok daha önemsiyorum. Tabi bu eleştirilerin; sırf eleştiri yapmış olmak için değil, daha güzelini bulmak adına olduğunu bilmek benim için daha da önemli. Neticede biz bu kitapları bildiğimizin en iyisi olduğu için yazdık. Kendi sınırımızın en üstüne çıktık. Muhakkak ki bundan çok daha ileride, çok daha güzel bir takım çalışmalar yapılabilir. O yüzden yorum yapılması, bizim bir sonraki inkişafımızda “İki günü eşit olan ziyandadır.” hadisi mucibince çok daha güzel çalışmalar yapmak için önümüze yeni bir yol açacaktır. Yorumlara her zaman fazlasıyla açığız.

İnci Geçkil: En çok hangi yaş grubunun sizi takip etmesi hoşunuza giderdi?

Sadettin Turhan: İlk yazmaya başladığım zamanlarda yaşıtlarım ve benden bir kaç yaş küçük olanları hedef seçmiştim. Çalışmalarımı hep bu yönde hazırlamıştım. Fakat daha sonra fark ettim ki ihtiyaç duyulan, bizim gönlümüzün lezzet aldığı, kelimelerimizin daha net ulaştığı yaş grupları genç kardeşlerimiz. Genç kardeşlerimizle ilgili çalışmalar yapmaya başladık.Özellikle burada hanımefendilerin göstermiş olduğu rağbeti de göz ardı etmemek gerekiyor. Hanım kardeşlerimiz tüm çalışmalarımıza daha fazla rağbet gösterdiler. Fakat son dönemlerde özellikle ilkokul çocuklarıyla yapmış olduğumuz çalışmalarda bu işin ne kadar lezzetli olduğunuz bir kez daha gördük. Saf ve temiz duygularını o kadar güzel anlatıp o kadar güzel ifade ediyorlar ki! O yüzden genel itibariyle tabi ki bizim yaşımıza yakın olan kardeşlerimize veya ablalarımıza hizmet etmeyi sevmekle birlikte; asıl hedef kitlemiz veya takip etmesini istediğimiz kitle dediğimizde ilkokul 1. sınıftan üniversitenin sonuna kadar olan kardeşlerimiz olarak ifade edebilirim.

İnci Geçkil: Hayal dünyanızın bu kadar genişlemesine sebep olan olaylar nelerdir?

Sadettin Turhan: Biraz önce de bahsettiğimiz gibi yaşanmışlıklar bu noktada çok daha önemli. Ben ilkokul yaşından itibaren çocukluğumu İstanbul’un bir kültür merkezi olan Beyaz saray kitapçılar çarşısında geçirdim. Orada çocuk yaşta hem okumuş olduğum kitaplar hem de yayın evimize gelen çok değerli hocalarımızın ve üstatlarımızın anlattıkları; benim bilgi dağarcığımda hep birer not olarak kaldı. Küçük küçük kâğıtlara alınan notlar yaşımızın ilerlemesiyle ve okuma hevesinin devam etmesiyle birlikte araştırmaya doğru döndü. Öğrenmiş olduğumuz bilgilerin ne kadar doğru olduğunu teyit etme ihtiyacı hissettim. Bu teyitlerden sonra bilgilerin sıhhati netleştiğinde artık o ilkokul ve ortaokul döneminde yaşadığımız hadiseler, örnekler, nükteler, yaşanmışlıklar ve tabi buna aile yapısındaki etkenlerde birlikte ilave olduğunda artık birçok manzume, birçok hadise hayal dünyamızın genişlemesine vesile oldu. Yaşadığımız her hadiseyi, bir yazar gözüyle başkalarına aktarma ve anlatma vesilesi kılmaya çalıştığımız için bundan sonra her hadise bir örnek oldu.

İnci Geçkil: Okuduğunuz kitaplar genellikle hangi türdür ve neden bu türü tercih edersiniz?

Sadettin Turhan:Okuduğum kitapları genelde benim dünya görüşüme katkı sağlayabilecek, kişisel gelişimimi arttırabilecek, bana fayda sağlayabilecek eserler şeklinde seçiyorum. Özellikle bir kişi, bir yazar ya da bir yayın evi tercihim yoktur. Genelde okuyacağım konuyla alakalı çıkmış her türlü esere ulaşmaya gayret ederim. Farklı kaynaklar aynı meselenin farklı pencerelerinden bakış sağlar. Bu mana itibariyle peygamber hayatı, hadisi şerifler ve Kur’an’ı kerim okumaları listemin başındadır okumalarım ile ilgili. Sözlük veya ansiklopedi okumayı tercih ederim. Onun dışında özellikle benim bu öğrendiklerime katkı sağlayabilecek küçük kitaplar okumayı da tercih ederim. Hediye edilen kitapları okumak için gayret sarf ederim. Her okuduğum kitapta mutlaka altlarını çizerek notlar çıkartırım. Her bir kitaptan asgari üç bilgi standardım vardır. Bir kitaptan 3 tane bilgi elde etmişsem o kitap benim için çok verimli bir kitaptır düşüncesi ile hareket ederim. O yüzden bu mana itibariyle çok seçici değilim. Bana fayda sağlayacak birçok eseri okumaktan zevk alırım.

İnci Geçkil: İlk defa ne zaman "Ben yazar olacağım" dediniz?

Sadettin Turhan:Aslında ilkokul yıllarından itibaren yazmaya ve okumaya karşı muazzam bir ilgim vardı. Ama daha sonra lise yıllarında ticaret lisesini tercih etmemle birlikte mesleki olarak sürekli bilgisayar karşısında ve elinde kalem olan birisi oldum. Bütün işlerimi not almayı, bu notlarla hareket etmeyi kendime şiar edindim. Aradan geçen yıllar, bilgi birikimlerimizin belli noktaya ulaşması ve işte bu birikimlerimizin bir arkadaşımızın “Hadi bunları yazsana!” ifadesiyle başladı. O yüzden yazar olmak niyetiyle başlamamıştım. Ancak hayat şartları ve gelinen nokta, talepler doğrultusunda bahsettiğim gibi ilk kitabımızın çıkması sonucunda “Artık ben yazar olmaya gayret edeceğim.” dedim.

İnci Geçkil: Size göre kitap okuma alışkanlığı kazandırılmak için neler yapılmalı?

Sadettin Turhan:Belki de bu söyleşi içerisinde en zevkli sorulardan bir tanesi de bu. Hani öğrenci öğretmenine sorar: “Hocam hangi sorudan başlayalım?” Cevap hep aynıdır: “Bildiğin sorudan başla.” Kitap okuma alışkanlığında da aynı metod uygulanmalıdır. Herkesin fıtratı, zevk aldığı yerler, okuma tarzı farklıdır. Herkese aynı ilacı vermek nasıl mümkün değilse herkese aynı tür kitabı tavsiye etmekte bu nokta itibariyle mümkün değildir. Bu yüzden kitabı elinize aldığınızda sizi sürükleyen, beni oku diye kendisine davet eden, fıtratınızın yatkın olduğu tür kitaplardan başlamanız en doğru metot olacaktır. Daha sonra okuma alışkanlığını kazandıran bu hareketin ardından çok daha farklı kitapları okuma ihtiyacı veya farklı yerlerden bilgi alma ihtiyacı hissedeceksiniz. Özellikle kişisel gelişim veya bilgi yüklü kitaplar okuduğunuzda, okuduğunuz kitabın size yetersiz kaldığını ve buna takviye gerektiğini fark edecek diğer kitaplara yönleneceksiniz. Roman, hikâye ya da şiir okuyorsanız, tarzınızı belirleyecek ve bu tarzdaki kitapları okumaya devam edeceksiniz.

İnci Geçkil: İyi bir okuyucu kitlesine sahip olabilmek için neler yapılmalıdır?

Sadettin Turhan:Öncelikli olarak iyi bir yazar olmalıdır. Çünkü okuyucu eline aldığı kitabı, kapağından içindeki bilgiye, teknik özelliklerine ve yazarın orda ne anlatmak istediğine varana kadar çok iyi analiz eder. Tüm okuyucular için aşağı yukarı aynı şekildedir. Bu yüzden iyi bir okuyucuya kitle sahibi olmak istiyorsak, yazarın kendi çizgisini, kendi fikir dünyasında aktarmak istediklerini kâğıtlara çok iyi aktarması gerekmektedir. Eğer böyle olursa yazar okuyucusuyla buluşmuş ve gönlüne misafir olmuş olur. Çünkü kitap okumayı seven, kitap okuma alışkanlığı kazanan kişiler belli bir bilgi birikiminin ardından belli bir de yön çizerler kendilerine. Yazarı da ona göre seçerler. Bu sebeplerden dolayı yazarın kendisini geliştirmesi, her seferinde bir öncekinden çok daha iyi noktalara getirmesi gerekir.

İnci Geçkil: Sizce neden kitap?

Sadettin Turhan:Çünkü kitap bir önceki neslin bir sonraki nesle mirasıdır. İnsanın kendisini tanıyabilmesi, kendisini geliştirebilmesi, toplum içinde yer bulabilmesi, söz söyleyecek hale gelebilmesi ve saygınlık kazanması için mutlaka ve mutlaka hangi konuda olursa olsun bir bilgi birikimine ihtiyacı vardır. Bilginin kaynağı, ulaşılması gereken yer ise muhakkak kitaplardır. Kitaplar insanın arkadaşı mahiyetindedir. Nasıl ki “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” diyorsak, okuduğumuz kitaplar da bizim dünyamızdaki yerini belirler. Okumayan insan hep başkalarının okuduklarından pay çıkarmaya çalışır, başkalarının güzergâhı üzerinde veya başkalarının yönlendirmesiyle hareket eder. O yüzden kitap okumak, insanın hem dünyasını hem de bu dünyaya bağlı kişisel gelişimini en zirve seviyeye çıkartacak önemli bir faaliyettir.

İnci Geçkil: Son olarak yazar olmak isteyenlere önerileriniz nelerdir?

Sadettin Turhan:Daha önce de söylemiş olduğumuz gibi yazmak bir eylemdir. Bu eylemi gerçekleştirmek için ciddi manada hazırlıklı olmak gerekir.Sadece birilerinin beğenisini kazanmak, rağbet görmek için yazmak doğru değildir. Toplum içerisinde yazdıklarınızla yer bulmak için mutlaka kendinizi yetiştirmeniz gerekiyor. Hangi hususta yazacaksanız önce o konuyla ilgili okumalı, araştırmalı, bununla alakalı çalışmalarda bulunmalı ve takip etmelisiniz. Eğer bu işi ciddiye almaz, bu işle alakalı yatırım yapmazsanız o zaman bu bir hevesten ileriye geçemez. Yazar olacak arkadaşların kendi fikir dünyalarını oturtmaları, yazacağı şeyleri önce kafasında tasarlamaları, bu tasarlama üzerine kurgulamaları, ondan sonra ekran başına oturmasını veya eline kalem kâğıt almasını tavsiye ederim. Bunları yapmadan çalakalem yapılan çalışmalar, belki geçici bir süre rağbet görür. Ancak bizim yazar olarak değerlendireceğimiz grup içerisinde olmanızı engelleyecektir. O yüzden çalışmak, çalışmak, çalışmak. Öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek. Gayret, gayret, gayret diyebiliriz.