İnci GEÇKİL: Sen Sor Ben Anlatayım Bu Hafta Ki Konuğu Yazar Reyhan Özçelik

İnci GEÇKİL: Sen Sor Ben Anlatayım Bu Hafta Ki Konuğu Yazar Reyhan Özçelik...

İnci Geçkil: Bize biraz kendinizden söz eder misiniz?


Reyhan Özçelik: Tabii ki. Adım Reyhan Özçelik, 1996 doğumluyum ve Kocaeli Üniversitesi, Sınıf Öğretmenliği bölümü mezunuyum. Aslında hep Psikoloji okumak istedim çünkü beni kendine çeken bir alandı. Her ne kadar bu bölümü okuyamamış olsam da psikolojiye ilgim hâlâ devam etmekte ve psikolojiye olan ilgime dört yıldır felsefe de eşlik ediyor. Henüz bu iki alanda yeterince derinleşemesem de kendimi geliştirmeye ve yeni bilgiler öğrenmeye çabalıyorum. Çünkü edebiyatın, felsefe ve psikoloji ile iç içe olduğu kanaatindeyim. Yazarken bu iki alana sıkça başvuruyorum.


İnci Geçkil: Peki, bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebilirsiniz? Ya da kendinizi ‘yazar’ olarak tanımlıyor musunuz?


Reyhan Özçelik:Bu çok uzun bir yolculuk, insanın bir anda –ben bunu oldum- demesi açıkçası pek de mümkün değil. Üstelik ben daha yolun başındayken, böyle iddialı bir cümleyi kuramam. Dediğim gibi bu çok uzun bir yolculuk, üstelik de öğreten bir yolculuk. Aslında yazarlığın bir kademesi olduğunu düşünüyorum ve bunu şöyle açıklayabilirim: İlk yazdığımız eserle son yazdığımız eser çoğu zaman birbirine benzemez. Belki de son eserimde ben artık yazarım diyebilirim, belki de sondan öncekilerde.


İnci Geçkil: Bir kitabı ortalama ne kadar sürede yazıyorsunuz? Başka bir deyişle bir romanın ortaya çıkma aşaması ne kadar sürüyor?


Reyhan Özçelik: Karakterlerin ruhuna büründüğümde yazılarıma ayırdığım süre daralıyor ama her satırı, kendi içimde içsel bir çatışmaya dönüştürdüğüm için de çok hızlı yazdığımdan söz edemem. Yokluk Vadisi’ni üç yıl gibi bir sürede tamamladım, üzerinde de yaklaşık iki yıl boyunca çalıştım. Bu sürenin bu kadar uzun olmasını tetikleyen şeylerden biri de, kalemime yeni bir soluk arama çabasıydı. Bu yüzden Yokluk Vadisi eserinde birbirinden farklı kalem darbeleri görünebilir.


İnci Geçkil: Yazmaya nasıl ne neyi düşünerek başlarsınız?


Reyhan Özçelik: Yazmaya hissederek başlarım, hisleri düşüncelere nasıl dökebileceğim konusunda uzun uzun düşünürüm ve bu düşüncelere karşılık gelecek ifadeleri bulduğumda artık yazıyorumdur.


İnci Geçkil: Yazmak yetenek işi midir? Öğrenilebilir mi?


Reyhan Özçelik: Yazmanın sadece yetenek işi olduğunu düşünmüyorum ama yetenekli kişilerin kalemlerinin bu edebiyat dünyasına bir adım önde başladığını söyleyebilirim. Yazmak öğrenilebilir ancak kursların öğretileriyle değil. Kişi birçok kez yazı denemeleri yapıp, kalemini iyi analiz edip tarzını bulursa yazmak konusunda kendine rehber olabilir.


İnci Geçkil: Türkiye’de kitap yayımlamak zor mudur? Bir kitabı yayımlatmak için hangi süreçlerden geçmek gerekir?


Reyhan Özçelik: Her işin kendine göre zorluğu vardır, kitap yayımlatmanın da kendine özgü zorlukları var elbette. Bir kitabı yayımlatmak için öncelikle eserin tarzına uygun bir yayınevi bulmak gerekli çünkü her yayınevi her tarz kitabı basmıyor. Kitap dosyası bir yayınevi tarafından kabul edildikten sonra da meşakkatli bir süreç var karşınızda.


İnci Geçkil: Nasıl yani?


Reyhan Özçelik: Düzenleme, editör, kapak tasarımı... Kendi kendinize yazdığınız bir dosya başkaları tarafından inceleniyor, incelendikten sonra üzerinden geçiliyor. Basit bir süreç gibi görünüyor ama zor bir süreç. Yayınevinin bu süreci nasıl yönettiği önemli bu yüzden.


İnci Geçkil: Yayınevi önemli o halde. Buna nasıl karar vereceğiz peki? Yani hangi yayınevine gitmemiz gerektiğine…


Reyhan Özçelik: Yayınevinin önemsiz olduğunu söylemek haksızlık olur. Birlikte iş yaptığınız insanlarla bu süreçte iyi bir diyalog halinde olursanız bu süreci, bir kasisten geçermiş gibi kolayca atlatabilirsiniz. Yukarıda da bahsettiğim gibi, her yayınevi her tarz kitabı basmıyor. Kitabın dâhil olduğu kategoriye göre gideceğiniz yayınevlerini seçebilirsiniz. Ben Hasrem Yayınları’na dosyamı gönderdiğimde olumlu bir yanıt aldım ve yayıneviyle birlikte güzel ama zorlukları da olan bir sürece girdim.


İnci Geçkil: Yayınevleri nelere dikkat ederler?


Reyhan Özçelik: Her yayınevinin kriterlerinin farklı olduğunu düşünüyorum ama yayınevlerinin özellikle dikkat ettiği belli başlı şeyler de var. Konu, dil, anlatım, imla ve yazım kuralları...


 

İnci Geçkil: Türkiye’de yazarlık para kazandırır mı?


Reyhan Özçelik: Bu konuda açıkçası bir şey söyleyemem. Kazandırabilir de, kazandıramayabilir de...


İnci Geçkil: Yeraltı edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kendi romanınızı yeraltı olarak tanımlar mısınız? Türkiye’de yeraltı edebiyatı sadece fanzinlerden mi ibaret?


Reyhan Özçelik: Yeraltı edebiyatı, nihilistçidir. Kural, düzen tanımaz. Kuralsızlıktan beslenir. Kaotik olarak tanımlayacağımız birçok olayı bu edebiyat türünde görebiliriz, karmaşaya ve otoriteye karşı koyuşu da. Kendi romanımı, yazılış biçimden yeraltı edebiyatı olarak tanımlayamam ancak Yokluk Vadisi’nde suç işleyen insanların dünyasına daha derin bir perspektifle baksaydım, bu türe kısa bir giriş yapmış olabilirdim. Düzene itaat etmek zorunda olanların düzensizliğe ve kuralsızlığa kayışını, olaylar arasında güçlü bir diyalektik kurarak anlatmayı da isterdim. Türkiye’de yeraltı edebiyatının fazinlerden ibaret olmamasını umuyorum ve yeraltı edebiyatına ilgi duyanların Hakan Günday’ın, Kinyas ve Kayra isimli eserine göz atmasını öneririm. Ülkemizdeki ilk yeraltı edebiyatı örneklerinden sayılıyor ve bildiğim kadarıyla bu eser üzerine yazılan yazılar var.


İnci Geçkil: Yazarlık konusunda ilham veren kişi ya da yaşanmışlık var mıdır?


Reyhan Özçelik: Böyle bir kişi ya da anım yok. Ben sadece yazıyordum, bir süre sonra düşüncelerimi somut bir şekilde elimde tutmak istedim ve bunu sadece bir kitabın yapacağını biliyordum. Şimdi en soyut düşüncelerimi bile elimde tutabiliyorum, yayınevim sayesinde.


İnci Geçkil: Düşüncelerinizi onca kişiyle paylaşmak nasıl bir duygu?


Reyhan Özçelik: Güzel bir parçalanmışlık hissi doğurduğunu söyleyebilirim. Düşüncelerim kitap formatında insanların eline ulaşıyor, kendimi başkalarının ellerinde görüyorum. Parçalanmışlık, garip bir şekilde çoğalmışlık hissi de doğuruyor.


İnci Geçkil: En büyük destekçiniz kim oldu?


Reyhan Özçelik: Ailem ve arkadaşlarım. Eğer onlar desteklemeselerdi Yokluk Vadisi bir hayal bulutunun içini süslerdi yalnızca. Onlar, bana artık bir yerden başlamam gerektiğini söyleyerek destek oldular çünkü ben, başlangıçlar konusunda aşırı çekimser olabiliyorum. Ve bu çekimserlik, eksiklerimden ve hatalarımdan kaynaklanıyor.


İnci Geçkil: Kitabınız hakkında her türlü yoruma açık mısınız?


Reyhan Özçelik: Dozunda olan her türlü eleştiriye de, yoruma da açığım. Bu yolda insanlardan öğreneceğim şeyler de var elbette. Benim fark edemediğim bir durumu onlar fark etmiş olabilir.


İnci Geçkil: En çok hangi yaş grubunun sizi takip etmesi hoşunuza giderdi?


Reyhan Özçelik: Her yaş grubundan beni takip eden insanların olması hoşuma giderdi.


İnci Geçkil: Hayal dünyanızı bu kadar genişlemesine sebep olan olaylar nelerdir?


Reyhan Özçelik: Çocukken, kendi kendime uydurduğum senaryolar ve bu senaryoları oyuncuklarım üzerinde canlandırmaya çalışmam. Oyuncak olması bile şart değildi, annemin makaraları ya da kibrit kutuları da olabilirdi. Gördüğüm değil, görmek istediğim. Annemin makaraları insan, kibrit kutuları da koltuklar olurdu, süngerler yatak, elbezleri yorgan.


İnci Geçkil: Okuduğunuz kitaplar genellikle hangi türdür ve neden bu türü tercih edersiniz?


Reyhan Özçelik: Aslında her türden kitabı okurum ama klasikler daha geniş yer tutar. Onların duygu yoğunluğu beni kendine çekiyor ya da içinde hâlâ geçmişin yaşaması. Zamanı kokluyor gibiyim klasikleri okurken.


İnci Geçkil: İlk defa ne zaman "Ben yazar olacağım." dediniz?


Reyhan Özçelik: Bunu hiçbir zaman söylemedim. Düşüncelerimi, yazdıklarımı somut bir şekilde elimde tutmak için dosyamı kitaplaştırmayı istedim. Masaya yumruğumu koyup –ben yazar olacağım- demedim, daha çok masaya yumruğumu vurup –yazacağım- dedim. En farklı, en özgün, en güzel şekilde...


İnci Geçkil: Size göre kitap okuma alışkanlığı kazandırılmak için neler yapılmalı?


Reyhan Özçelik: Bunun temeli küçük yaşlarda atılabilir, ailede ya da okulda. Onlara sevecekleri kitaplar verdiğinizde zaten okumayı sevecekler. İleriki yaşlarda da okuma alışkanlığı kazanılabilir, kişi bazen okuduğu tek bir kitabın oluşturduğu hayal dünyasını diğer kitaplarda da aramaya başlayabilir. İnsanlar ellerinde telefonlarla değil de, kitaplarla gezdiklerinde de kitaplara yönelim ve ilgi artabilir.


İnci Geçkil: İyi bir okuyucu kitlesine sahip olabilmek için ne yapılmalıdır?


Reyhan Özçelik: Yazar, kendini okuyucu kitlesine tanıtmalıdır. Yazarın hangi düşünceler ve duygular içerisinde kitabı ele aldığını bilirlerse okuyucular, o özveriyle okuyacaklardır. Yazar, okuyucuların güvenini kazanmalıdır. Bunu yaparsa iyi bir okuyucu kitlesine sahip olabilir.


İnci Geçkil: Sizce neden kitap?


Reyhan Özçelik: Her kitabın bir dünya olduğu için kitap. Çok kitap okuyan birisi birçok dünyaya sahip olmuş olur, yazan kişi ise yeni bir dünya kurmuş olur. Dünyalar ve yaşadığımız dünya için kitap şart.


İnci Geçkil: Son olarak yazar olmak isteyenlere önerileriniz nedir?


Reyhan Özçelik: Gezsinler, yeni dünyalar keşfetsinler; insanlarla tanışsınlar, hikâyelerini okusunlar. Gezdikçe, insanlar tanıdıkça kişinin ufku açılır; insanları daha iyi kaleme almaya başlar. Zorluklar karşısında yılmasınlar. En güzel çözümler, çözümsüzlükten doğar. Bunu unutmasınlar.